Free Angel ani MySpace Cursors at www.totallyfreecursors.com
oykuler - BEBEĞİME - Blogcu





BEBEĞİME

Ana Sayfa Profilim Arşiv

Image Hosted by ImageShack.us


Hakkımda

KIZIMA OZEL HAZIRLADIGIM SITEMIZDE MACERALARIMIZI PAYLASMAK UZERE SAGLIKLA KALIN DOSTLARIM


Kategorilerim



Yazılarım

23 nisan
24 ocak doğum günü
hoşgeldin 2009
kızım büyüdü
kurban bayramı
Büyuklerimizin kiymetini bilmek lazim‏
Başlıksız
Başlıksız
BUNLAR TURKIYE'DE OLUR
tugçem
tuğçem 18. ayında
ANADOLU
Atatürk
DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
dünya süt günü


Arkadaslarım

susam
edaca
oyaamma
kuzeydenizi
sanong
zehra50
yesimmutfakta
mutfaktayim
dogadan
meralsa
gulizce
Latife Günyüz ERDİNÇ
avonla
merali
hulyalihayat
erena
loana
aytence
boncukdevrim
yaseminle
mutfakrobotu
egeseda
oznurla
ebrugiller
fundarda
45628


Bağlantılarım

* resımhostıt
* ladylony
*http://supprusstaki.blogspot.com


Sehıtlerolmez


Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us


Zıyaretcıdefterım




Bannerim

seraplaherseyyy-balımcımtugcem


Dost sıteler

fundarda

ardafunda Image Hosted by ImageShack.us
CafeRose oyaamma1 boncukdevrim



Oyunlar
İlgili aramalar: Çocuk - tugçe -  tuğçe -   uyusunda -   büyüsün

Image Hosted by ImageShack.us



Image Hosted by ImageShack.us




Büyuklerimizin kiymetini bilmek lazim‏

Bir zamanlar biz  onların çocuklarıydık ama şimdi onlar bizim çocuklarımız  oldu...Aynı sevgiyi, aynı sabrı ve hoşgörüyü bizim de onlara göstermemiz  gerekmiyor mu?
Aslında öyle çok hak ediyorlar ki.........
 
     80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve  saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı.
     Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu  susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.
     O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir  karga kondu.
     Yaşlı baba birden gülümsemeye başladı ve gülümseyerek kargaya biraz baktıktan sonra oğluna sordu:
     -   Bu ne oğlum?
 Oğlu şaşkın, cevapladı:
     -   O bir karga baba.
 Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu:
     -   Bu ne oğlum?
 Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı:
     -   Baba, o bir karga
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını  yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı  baba üçüncü defa sordu:
     -   Bu ne?
 Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü:
     -  O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun ?!
 Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini  yükseltti:
     -   Baba bunu neden yapıyorsun?
 
Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen  hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?!
 Babası  -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve  elinde bir defterle döndü.
 Bu bir hâtıra defteriydi.  Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını  buldu.
 Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna  uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi:
 
'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu.
 Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle  sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi  sevgiyle doldurdu...'

Tarih: 16:25, 1/12/2008 Kategori: oykuler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

BUNLAR TURKIYE'DE OLUR



Yeryüzünde insanlar ya sigara içerler ya da içmezler. İçenler, sigaralarını çakmak ya da kibritle yakarlar. Ve bunların bir cogu da kanserden ölür.

Ama, dünyada demir çelik haddehanesinde çalışan hiçbir işçinin, sigarasını yakmak amacıyla 600 tonluk pres makinesinin arasından emekleyerek geçip
2450 santigrat sıcaklığındaki fırına ulaşmaya çalışırken can verdiği görülmemiştir.
Türkiye'de görülmüştür, Karabük'te...

*********************
Bütün dünyada haşerat, özellikle sivrisinek vardır, buralarda da sinek ilacı kullanılır.

Ama, sivrisinek yutup da midesine kaçan sineği öldürmek üzere ağzına Shelltox sıkmak suretiyle zehirlenip ölen, Türkiye'dedir.
İstanbul, Sultanbeyli'de...

*********************
Dünyanın her yerinde insanlar berbere gidip tıraş olurlar
Ama hiçbir berber, rahatlatmak amacıyla müşterinin kafasını sağa sola kanırtırken adamın boynunu kırıp onu öldürmemiştir.
Türkiye'de öldürmüştür, Erzurum'da...

*********************

Dünyanın hiçbir yerinde bankamatikten para çekmek için düğmeye bastığınızda elektrik çarpmaz ve ölmezsiniz
Türkiye'de ölürsünüz, Bozcaada'da...

*********************

Dünyanın hiçbir yerinde, otoyolda giderken radyoda duyduğu göbek havası eşliğinde göbek atmak için arabayı 'sağ şeride çeken' ve az sonra da arkadan gelen arabanın çarpması
sonucu ölen bilinmez.
Türkiye'de bilinir, Adapazarı'nda...

*********************

Nüfus sayım günü sokağa çıkma yasağı nedeniyle bomboş otoyolda (Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur ve olamaz) sayım görevlisi 'bariyerlere' çarpıp ölmez.
Burada ölür, Gebze'de...

*********************

Dünya'nin hiçbir yerinde aynı işyerinde biri gece, biri de gündüz
vardiyasında çalışmakta olan ve her ikisi de 'mobilet' kullanan bir baba-oğul, birisi işten çıkıp eve gider, öteki evden işe gelirken bir kavşakta karşılaşmazlar ve birbirlerine selam vermek için ellerini kaldırınca çarpışıp her ikisi de ölmezler.
Burada olur, Konya'da...

*********************
Dünyanın hiçbir yerinde marangoz atölyesinde çalışan işçiler paydosta üzerlerindeki talaşları temizlemek için birbirlerine 'kompresör' tutarlarken, biri ötekine şaka yapmak için kompresörü onun arkasına tutmaz, öteki de 'şaka öyle olmaz böyle olur' diye aynı kompresörü berikinin makatına sokmaz ve adam bağırsakları patlayarak ölmez.
Bizde olur, İstanbul, Ayazağa'da...

*********************

Dünyanın hiçbir yerinde gemi mühendisi kazanı kontrol etmek için kazana girdiğinde biri gelip kazanın kapağını kapatmaz ve sonra da gemi yola çıkmaz.
Bizde olur, Kocaeli, Dilovası'nda...

*********************

Dünyanın hiçbir yerinde bir adam ayakkabısının içine kaçan taştan kurtulmak için elektrik direğine yaslanıp ayakkabısını çıkarıp silkelediğinde, yoldan geçen bir başkası onu elektrik çarptığını sanmaz ve elektrikle bağlantısını kesmek amacıyla kafasına kürekle vurarak onu öldürmez.
Bizde öldürür, Rize'de..


Tarih: 11:45, 28/8/2008 Kategori: oykuler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Atatürk

Image Hosted by ImageShack.us

Torpil Nasıl Yapılır?

Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı  Ulus'ta dır. Bakan ise
Niğdeli Abidin ÖZMEN'dir.
Bakan, makamında  çalışmaktadır.Kapı çalınır. Bakanın gür sesi:
'Giriniz!'   ATATÜRK'ün Yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama
girerler.
Konuklara yer gösterir ve zarfı acar.  ATATÜRK'TEN gelen bir mektuptur
bu: 'Bay Abidin OZMEN, Milli Eğitim Bakanı...'

Abidin OZMEN zarfı özenle acar ve mektubu  dikkatle okur:

'Yaver Bey'le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk  gönderiyorum.
Bu  çocukları,  uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı  olarak)
kaydını yaptırın... '

Bu, ATATÜRK'ün bir emridir. Kesinlikle yerine  getirilecektir. Bakan
OZMEN,  Orta öğretim Genel Müdürü'nü çağırtır ve  şu direktifi
verir:'Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun  evrakını alınız ve bu
çocukların  Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp
her ikisi için  de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının  'Veli ve
ödeyen hanesine ATATÜRK'üN ismini yazdırarak bana getiriniz. '
der.Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin OZMEN de kısa bir mektup
yazarak Yaver Bey'le ATATÜRK'E yollar.
Mektubun içeriği şöyle:

'Muhterem ATATÜRK,

Yaver bey'le göndermiş  olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım.

Ancak, arkasında veli olarak Türkiye  Cumhuriyeti'nin kurucusu ve
Cumhurbaşkanı ATATURK gibi biri bulunduğu için;
bu iki çocuğu 'fakir ve kimsesiz' olarak kabul etmeme, hem
yasalarımız, hem de  mantığımız izin vermedi.

Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz  gereği Haydarpaşa Lisesi'ne
paralı yatılı olarak kayıtlarını  yaptırdım. Çocukların üçer yıllık
okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum...'

ATATÜRK bu mektup üzerine, devrin Başbakanı  İsmet İnönü'ye telefon
ederek: 'Bak Senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı!'  diyerek

olayı anlatmış,  İnönü de, Bakan'ı adına özür dilemiş.

ATATÜRK ise 'Yok' demiş, 'özür dileme'; 'onun için anlatmadım bu olayı
sana; tersine çok memnun  oldum.

Keşke her devlet  adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu
gösterebilse...'

Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde  yayımlanmayan bu anının unutulup
gitmesine gönlü razı olmayan Bakanın yeğeni  yüksek mimar H.Rahmi
ÖZMEN  15.08.1985 günü bu mektubu gazeteci yazar Vahap  Okay'a iletir.
O da  15.09.1985 te gazetesinde yayımlar.


Tarih: 20:00, 14/6/2008 Kategori: oykuler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

DENİZ YILDIZI

/

Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden
bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder
gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile
vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir
adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır:
- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;
- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.
Onları suya atmazsam ölecekler. Yazar sorar;
- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var.
Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı
daha alır, okyanusa fırlatır.
- Onun için fark etti ama...


Tarih: 17:09, 11/3/2008 Kategori: oykuler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

OKUYALIM UYGULAYALIM



Beş yaşında idim.Babaannem rahmetli,pirinç ayıklıyordu.Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi,aramaya  başladı.Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya  çalışıyor.
Çocukluk iste,'aman babaanne dedim.Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya,yorulmaya değer mi?'Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı,  öfkeyle doğruldu. 'Sen oturduğun yerden ahkâm  kesiyorsun, ' dedi.'Hiç pirinç üretilirken gördün mü?
İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.Bir pirinç  tanesinde  kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.Babaannemi hatırladım.Alain, bir  insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa,
bütün uygarlığa karşı  ihanet etmiş olur diyordu.İlave ediyordu. Bir  iğnenin  üretiminde binlerce insanin alın teri,göz nuru, el  emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.Geceydi.
Sabahleyin, traş olmak için lavaboya  gittiğimde,aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
Lütfen diyordu, traştan sonra jiletinizi çöpe  atmayın.Yanda bir kutu var,oraya bırakın.
Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı  olun.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.Çocukluğumdan beri çelik eşya  denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya  üzerinde'  İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o  ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe  gitmesini
istemiyor,ona sahip çıkıyor,gelen  turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda,radyolar, televizyonlar, bir haberi duyurur.
Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.Siz  lütfen  hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız,ilgilenmediğ iniz, kullanmadığınız ne kadar kitap,dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj,kutuvarsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
kapının önüne koyun.İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç  ziyanına engel olun.

Japonlar son derece sade, basit,yalın mütevazı  yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre
r uhen tekamül edememiş ,  hayatın manasını anlayamamış , zavallı
kimselerdir.Böyleleri ile, zavallı, evini mezat salonuna  çevirmiş  diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne  kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir  darboğazdan geçiyor.İç borçlar,dış borçlar  gırtlağı  aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi  toplar.Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve  tehlikeleri ile anlatır ve su andan itibaren der,
Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış  borçları
son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir  şey  yemeyeceğim.
Su üstümdeki elbiseden başka elbise  giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir  israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün  borçlarını öder.Bu durumun toplumun bütün  kesimlerini, tek istisna olmadan
kapsadığını  söylemeye  gerek  yok.Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını  gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla,   Suyu kapamadan bos yere akıtmakta, Gece çamurlu
ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, Yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla   biz de
zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle  örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı,bir at   bir  komutanı,
bir komutan bir orduyu,
bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin
olalım,  ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük  bir edep ve incelik vardır.


Tarih: 19:11, 19/1/2008 Kategori: oykuler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

BEN YATIYORUM



 Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı.
 Annem, "Geç oldu," dedi, "zaten yorgunum, ben
 yatıyorum."
 Annem kalktı, mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını
 çalkaladı kaldırdı.
 Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe
 çay koydu.
 Şekerliğe baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi.
 Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, akşam yemeği
 için çözülsün diye de eti aşağıya koydu.
 Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın
 üstündekileri topladı.
 Telefonu şarja koydu, telefon defterini kapatıp
 yerine koydu. Sonra çamaşır makinesinden ıslak
 çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu.
 Banyodaki çöp sepetini boşalttı. Islak bir havluyu
 kurusun diye duş perdesinin borusuna astı. Bir gömlek
 ütüledi, kopuk düğmesini dikti.
 Çiçekleri suladı. Esneyerek gerindi ve yatak odasının
 yolunu tuttu.
Çalışma masasının yanından geçerken durdu, öğretmene
tezkere yazdı, okul gezisi için para sayıp ayırdı,
 eğildi, sandalyenin altına girmiş
 ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu.
 Kek tarifleri defterini çıkardı,arkadaşına söz
 verdiği tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu.
Bakkaldan alınacakları not etti, notu da çantasına
koydu.
 Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü
 yıkadı,dişlerini fırçaladı. Gece kremini ve kırışık
 önleyici nemlendiricisini sürdü.
 Tırnaklarına baktı, törpüledi. İçeriden "sen yatmaya
 gitmemiş mıydın" diye seslenen babama "şimdi
 gidiyorum" deyip köpeğin su kabını
 doldurdu. Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki
 lambayı yaktı.
 Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını
 söndürdü, bilgisayarını kapattı,gömleğini astı,
 yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete attı. Bana
 geldi, "haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın,"
 dedi.
 Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün
 giyeceklerini hazırladı. 6 maddelik acil işler
 listesine 3 madde daha ekledi.
 Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin
 gerçekleştiğini gözünün önüne getirdi.
 İşte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya
öylece bir "ben yatıyorum" dedi ve gitti yattı.
 Sizce bu işte bir gariplik yok mu? Kadınların neden
 daha uzun yaşadığını merak etmiyor musunuz?
 ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ (ve işimizi
 bitirmeden öyle çabuk çabuk ölemeyiz)!



Tarih: 15:24, 13/12/2007 Kategori: oykuler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

SEVEN ADAMLA PAPATYA


Sevgisiz insan, bir gün şans eseri bir çiçek bahçesinde bulmuş kendini, bahçedeki
çiçekleri hiç düşünmeden ilerlemiş bir süre. Bir düzlüğün ortasında mola vermiş bir ara.
Etrafına bakmış bir süre, hiç bir çiçek bir şey ifade etmemiş ona. Sonradan yıkılan
bir ağaç görmüş ve onun yanında bir papatya.Papatya kendinden emin, o köşede yıkılan
ağacın yanında çıkan rüzgara göğüs geriyormuş.Papatya o kadar güzelmiş ki...Sevgisiz insan sevgiyi tanımış. Buna şaşırmış. Alışamamış,ne yapması gerektiğini bilememiş. Pek tabii bildiğini sanmış... Papatyayı sevmiş, okşamış,rüzgar ona zarar vermesin diye araya girmiş oturmuş... Papatya bir süre tekrar dikleşmiş.Papatyanın zarar görmesinden öylesine korkuyormuş ki, böylesi bir güzelliğin sonsuza dek sürmesini, o kadar çok istiyormuş ki... Papatyanın, ellerine dokunduğu her an, onu hissettiği her an kendini dünyanın en mutlu insanı hissediyormuş... Sevgiyi öğrenen adam, gerek papatyayı korumak için gerekse ona olan doyumsuzluğundan dolayı papatyayı koparmayı ve yanına almayı istemiş. Onu bu bahçeden koparmak ona çok doğru gelmiş çünkü, onu
yanında hep koruyabilecek, sevebilecekmiş.Papatyayı hiç düşünmeden çekmiş,
koparmaya çalışmış, papatya buna direnmiş,direnmiş. Seven adam anlayamamış
bu direnci, daha da güçle yüklenmiş papatyaya. Aklı o zaman neredeymiş, kim bilir...
Papatya gün geçtikçe solmuş, solmuş...Adamın gölgesi onu öyle bir kapıyormuş ki,
soluk almasını engelliyormuş. İşin garibi adam bunu görsede anlayamıyormuş,
papatya soldukça üzerine daha çok titriyor,iyice kapıyormuş güneşini. Sevmeyi yanlış
öğrenen adam, en sonunda dayanamamış ve papatyayı tüm gücüyle kendine çekmiş.
Tüm dünyaya ne mutlu.. Ve o salak adama ne mutlu ki, papatya herşeye rağmen
direnebilmiş gücü kalmasa da. Ama bu direniş o kadar büyük bir güç gerektirmiş ki,
o herşeyden çok sevdiği papatya boynu bükük kalmış... Seven adam işte o noktada her şeyi görmüş ve anlamış, yaptığının acısı ona öyle bir koymuş ki, sendeleyip yere düşmüş. Hayatında tanımadığı acıyı çekmiş adam. Hayatta kendini ilk defa haksız, ilk defa bencil, ilk defa küçük hissetmiş. Ağlamak para etmezmiş, üzülmekte. Güneş de
hemen fayda etmezmiş papatyaya. Sevmiş adam, bir çiçeğe nasıl davranması gerektiğini görmüş gözündeki perdeler kalkınca... Ağlayarak çiçeğin yanında durmuş,rüzgara karşı kendini siper etmiş yine ama çiçeği ne koparmaya çalışmış bir daha, ne de üzerinde gölge etmeye... Papatya, tekrar mutlu bir şekilde bütün asilliğiyle ve gücüyle dimdik
ayakta durana kadar bekleyecekmiş öylece, yakınında olacakmış çünkü, çiçeğin ona ihtiyacı olacağı bir zaman olursa o da o anda çiçeğinin,papatyasının yanında olacakmış. Seven adam, papatya onu bir daha hiç sevmese bile, onu sonsuza dek sevecekmiş, çiçek isterse uzakta,çiçek isterse yakında... Çünkü seven adam için değerli olan tek şey  varmış, o da çayırda tek başına ayakta durmaya çalışan eşi benzeri olmayan güzellikteki o tek papatya.
                                                                     (netten alıntıdır.)  


Tarih: 14:42, 14/8/2007 Kategori: oykuler
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Sonraki Sayfa ->



BLOG DESİNG BY EDACA30